Doğal Yetiştiriciliğe Hoşgeldiniz!

Ben Murat Özyıldırım

Doğal Sebze Yetiştirme'nin kurucusuyum. Hobicilere yönelik, sebze üretim tekniklerini ve üretim sırasında kullanacakları; doğal besin özütlerini, bitki aktivatörlerini, doğal hormon ve organik ilaçları nasıl hazırlayacaklarını anlatıyorum.

Aradığınız birşey mi var?

Öne Çıkan Yazılar

Doğal Sebze Yetiştirme'yi Takip Edin!

Yeni yazıların e-mail adresinize gelmesini istiyorsanız kutuya mail adresinizi yazıp abone olun.

26 Temmuz 2015 Pazar

Fidelerinizi Hasta Etmeden Büyütün -3-


BİTKİ HASTALIK YÖNETİMİ

Daha önceki iki yazımdan ilkinde; bitkilerin hastalıklardan korunma yöntemlerini (aspirin, tarçın, oksijenli su serumları) anlatmış., ikincisinde, Zeytin yaprağından antibakteriyal ilaç ve hümik asit-fulvik asit kullanımını işlemiştim. Bu yazıda daha genel konularla, bitkilerin hastalık oluşumlarını önleyecek teknikleri vermek istiyorum.
Bitkiyi hasta etmeden büyütebilecek birçok formülü, organik ilaçları ve serumları zaman zaman vermiş, bordo bulamacının ve kükürtün oluşturabileceği zararları da anlatmıştım.

Hastalıkları uzak tutun

Genelde hobiciler, zararlıları ve hastalıkları tanıma konusunda, yüksek bir bilince sahip değildir. Aynı şekilde hastalık ve mücadelelerini de tam olarak bilemiyorlar. Bu tarz sıkıntıya maruz kalmamak için, savunma sistemi yüksek bir fide üretmeliyiz. Ancak bu genelde hobiciler tarafından başarılı olamadığı için, hastalık etmenlerini uzaklaştırıcı tedbirler almalıyız.
Örneğin; marul hasadından sonra tarlada kalan bitki parçaları Marul mozaik virüsü-LMV için kaynak olusturacaktır. Ayrıca bu artıklar S. minor bakterilerinin gelisimine uygun zemin hazırlar ki bunlar toprağın birkaç santimetrelik üst tabakasında yer alır. Derin olmayan bir sürüm ile toprağın karıstırılması sağlanarak,  bu patojenlerin gelisimine zemin hazırlayan bitki artıkları gömülmelidir. Düzenli olarak hastalık belirtileri gösteren bitkilerin sökülüp atılmasıyla da, bir çok hastalığın son derece azaltılmasını sağlanabilir.
Kültürel mücadeleyi sıklıkla tavsiye ederken, zaten bir kaç kök domates, biber, patlıcan yetiştiren hobicinin, bu tarz küçük dokunuşlarla harika sonuçlar alabileceğini düşünüyorum. Amacım ‘SIFIR’ ilaç… Hem organik, hem kimyasal…

Sulama

Sulama sisteminin seçimi, sulama zamanı ve sulama aralıkları ürünün su ihtiyacını yeterince sağlamalıdır. Asırı sulama toprak kökenli patojenik fungusların gelisimini kolaylastırır. Bitkilerde asırı sulamadan kaynaklanan fizyolojik bozukluklar ortaya çıkar. Damlama sulama en iyisidir. Olamıyorsa, malçlama teknikleri –eksikleriyle beraber- kullanılabilir, yetiştirdiğiniz bitkinin, su ihtiyaçlarını iyi belirlemelisiniz. Fideyken, çiçekliyken, meyva oluşumu ve hasat dönemlerinde su isteklerini iyi belirlemelisiniz.
Sulama yapılırken, yapraklara dikkat edilmeli, sulama suyunun veya toprağın yapraklara bulaşmaması sağlanmalıdır. Bir çok bakteri, yapraklarda yaşam ortamı kurma konusunda mahirdir. Ama toprakta o dengeyi sağlayamayabilir.
Fazla sulama, topraktaki dengeyi alt üst eder, öncelikle kalsiyumu ve magnezyumu topraktan uzaklaştırır. Zaten kaçıcı bir özelliği olan azot, fazla sulamayla tamamen alt katmanlara doğru yola çıkar… Eee, nerede kaldı bizim sudan elde edeceğimiz yarar! Herşeyin fazlası zarardır.

BİR YÖNTEM:
Atmosferde biriken pestisitler yağmurla birlikte tekrar toprağa ve sulara karıştıktan sonra, gıda zinciri ile insanlara ulaşarak etkileşim döngüsünü tamamlamaktadır. Bunları; hava akımlarıyla, küçük daireler çizerek, katman katman toprağa kadar ulaştığını farzedilir. Bu nedenle, bitkilerinizin üzerine bir tül (sera tülleri) sererseniz, hem kırağı, hem dolu, hem de bu tarz ilaç artıklarından korursunuz. Tüle çapran, bu dairesel dönüşüm, farklı noktalara yönlenecektir. Kesin bir çözüm yok, ama bitkimizi hastalık etmenlerinden korursunuz. Denenmiş bir metottur, tarladaki domasetlerin üzerine örterken, 3 metrelik bir bölüm unutmuştuk ve bu alandaki domateslerin hepsinde kahverengi lekeler oluşmuştu.

Dayanıklı Türler Seçin

Bitkiler dikey ve yatay olmak üzere iki tip dayanıklılık özelliğine sahiptir. Dikey Dayanıklılık, bitkinin tek geni tarafından kontrol edildiği için, dayanıklı türler yeşitirilmesi gerekir. Mesela Pembe Domates, çok narin bir yapıdadır. Öte yandan sırık domates dediğimiz cins, nispeten daha fazla dayanıklık skalasına sahiptir.  Dayanıklı türler yetiştirmek en mantıklı yöntemdir. Ama; pembe domates yetiştireceğim diyen bir hobicinin de yapacakları var elbette… Öte yandan, ‘Domates Geç Yanıklığa’ karşı dayanıklı bir tür bulanamadı.

Bahçenizin bulunduğu mikro iklim önemli

Bir fideyi, İstanbul’da yetiştirmekle, Amasya’da yetiştirmekte farklılıklar gösterebilir. Zaman zaman, paylaşımlarda gördüğümüz sorunlar, başka bölgedelerde rastlanmadığı için, yardımcı olmaya çalışanlar, kendi yöntemlerini anlatmaya ve ‘ben bunu yaptım oldu’ diye inat etmektedir. Ama ortam, toprak yapısı, mikroiklim gibi bitkiyi direk etki edecek yan unsurlar unutulmaktadır.

Bahçe için yer seçimi

Hobici, kendi bahçesinde veya balkonunda bu işi yapmaya çalıştığı için, yer seçimi konusu biraz sıkıntılıdır. Ama, yine de, zararlılara konukçu olabilecek unsurlardan bazı ek tedbirlerle kurtulabilir. Mesela, dere kenarlarından  topladığınız toprakları bahçenize taşımayın… Dışarıdan alacağını, ormandan bulacağınız herhangi bir toprakta, bakteri ve virüsler olabileceğini düşünün… Nemli ortamlarda küllenme hastalığı sıkıntılar yaratır, buna karşı ek çözümler bulunması gerekir. Çok nemli yerlerde, küllenmeye aşırı yatkın sebzeler üretmemeye özen gösterin. Kabak, hıyar ve bağ üzümleri çok nemli ortamlarda sıkıntı yaratacaktır. 

Karşı Koruma Tekniği

Hobicilerin yapamayacağı bir tekniktir. Burada yapılmak istenen, belli hastalıklara karşı direnci zayıf olan bitkiye, düşük oranda etki gösterecek farklı bir hastalık verilmesi suretiyle aşılama yapmaktır. Bir önceki yazımda aşı yapma, serum hazırlama yöntemlerini anlatmıştım. Bunları mutlaka kullanın… İnsanlara nasıl aşı-serum fayda gösteriyorsa, bitkilerde aynı şekilde yararlanacaktır.

Yabancı Otlar

Yabancı otların, hastalık oluşturacak virüsleri bahçeye taşıyacak olan böceklerin mekanı olduğunu unutmayın. Yabancı ot mücadelesini sadece kendi bahçenizde değil, çevreniz de yapmaya çalışın…  Mesela Karıncalar, yeşil yaprak bitlerini bitkinize taşırlar. Karıncaları bahçenizden uzak tutun…

Hijyen

Temizlik sadece evinizde oluşturacağınız bir durum değildir. Bahçenizde kullandığınız bütün aletleriniz temiz olması, bahçenizin yabancı otlardan arındırılması işleminde sonra uzaklaştırılması, bu tür zararlı canlıların yaşayabileceği nemli ortamları oluşturacak yığınları bahçenizde barındırmayın. Tohum ekimi sırasında, hijyene önem verin… 2 bin 400 mikroorganizma 383 bitkinin tohumlarında hastalık meydana getirir. Ekim yaptığınız metaryelleri (viyoller, yoğurt kapları, plastik bardaklar vb.) steril şartlara uygun hale getirin… Tohumları, kaynar suda bir süre bekletin. Hatta aspirinin salisilik asit etkisini göz önünde bulundurarak, tohumlarınızı 1 litreye 6 aspirin oranıyla sulandırdığınız suda 24 saat bekletin. Hem çabuk çatlayacak, hem de bazı mikroorganizmalardan arındırılacaktır.  Unutmayın, salisilik asit yüzeysel mantar infiksiyonlarını ortadan kaldıracaktır. Tohum ekimlerinde mikrodalga kullanmayın…

Ekim Nöbeti

Hobici ‘Ekim Nöbeti’ yapmak zorundadır. Hatta 1 dönüm civarındaysa mutlaka yapmalıdır. Ekim nöbeti aynı bahçe veya tarlanın üzerinde belirli bitkilerin, belirli bir sıraya göre arka arkaya yetiştirilmesine denir. Her bitki topraktan eşit ölçülerde besin elementi kaldırmaz. Bazıları belirli besin maddelerinden fazla kaldırır, bazıları da çok az harcarlar. Aynı bitkinin üst üste yetiştirilmesi o madde bakımından toprağın fazla zayıflamasına yol açar. Bahçenizde, bu yıl yetiştirdiğiniz bitkileri, gelecek yıl farklı bir yönde ekin… Mesela domates iki yıl aynı yere ekilmez. Başka bir noktaya ekin…
Ekim Nöbetiyle, Toprakta yaşayan zararlılar ve hastalıkların önlenebilir. Belirli hastalıklar belli bitkileri hastalandırmakta, aynı bitkinin üst üste yetiştirmesi hastalığın şiddetini arttırmaktadır. Ekim nöbetinde farklı bitkilerin devreye girmesi ile zararlının zarar yapması önlenir.
Ekim nöbetiyle, yabancı otların çoğalması önleyebilir, toprak kökenli patojenlerin yoğunluğu azaltılabilir, özellikle toprak kökenli ve bitki artıkları üzerinde yasamını sürdüren hastalıkları etkin bir şekilde ortadan kaldırırsınız.
Bunu yaparak ayrıca; ‘Bitki Kök Salgıları’nın zararlı etkisi önlenebilir. Her bitkinin kök bölgesinde salgıladığı maddeler farklı olur, bu salgılar devamlı aynı bitkinin aynı salgıları olursa, topraktaki mikroorganizmalar belli yönde etkilenir. Ekim nöbeti sisteminde bu problem de ortadan kalkacaktır.
Domates mozaik virüsü, domates çift çizgili virüs hastalığı ve biberde mozaik virüsü hastalıklarının görüldüğü alanda 1. yıl domates, biber, patlıcan hıyar, kabak, patates, 2. yıl havuç, soğan, sarımsak, ıspanak, kereviz, 3. yıl bakla, bezelye, fasulye, 4. yıl karnabahar, lahana, turp, marul, pırasa rotasyonları tavsiye edilir.

Toprağınıza sürekli organik madde verin: Kompost yapın

Topraklarda organik maddenin yeterli olması başta toprağın su tutma kapasitesini artırır. Toprakta makro ve mikro besin elementlerinin dengesini sağlar, toprağın havalanmasına yardımcı olur, toprak mikroorganizmalarının daha aktif çalışmasını sağlayarak ayrışma ve parçalanmanın hızını artırır. Ayrıca da, kaymak tabakasının oluşmasını engelleyerek, topraktaki organik maddeler, fidelerin topraktan çıkmasına ve düzenli gelişmesine yardımcı olurlar. Kompost yaparak bir çok sorunu ortadan kaldırabilirsiniz.

Ekim-Dikim-Hasat Tarihleri

Bir çok toprak kökenli hastalık, hava sıcaklarıyla etkisini gösterir. Tohumdan çalışma yapıyorsanız, bölgenizin don tarihlerini de belirleyerek erken üretime veya geç üretime yönelmelisiniz. Veya en güzeli, sadece bitkilerinizi koruyacak küçük bir sera yapmak. Sanıldığı kadar zor bir yöntem değildir. U şekline getirdiğiniz boruları toprağa sokun, üzerine sera naylonu serin… Bu şekilde donlardan kurtulursunuz ve erkencilik, geççilik konusunda siz söz sahibi olursunuz.

Karışık Ekim Yapın

Sürekli üzerinde durduğum bir konu var ki, sizin için hayati bir önemi var. Karışık ekim yaparak, bitkilerinin birbirini savunma mekanizmasını arttırırsınız. Mesela domates ekerken, altını tamamen kaplayacak şekilde fesleğen, çevresine bir kaç kök Kadife Çiçeği, bir kaç kök turp ekerseniz, hem hastalık kapmayacak bir domatesiniz olacak, hem bolca ürün alacaksınız, hem de ilaç kullanma zorunluluğunu ortadan kaldıracaksınız. Özellikle Kadife Çiceği’ni, bahçenizin kenarlarına çit şeklinde ekin…

Toprak Sağlığı

Bitkinizin sağlığından önce toprağınızın sağlığını iyileştirin… Organik madde ve ahır gübre katkısıyla, toprağınızı mikroorganizma canlılığını artırmaya çalışın. 

Yeşil Gübre... MUTLAKA!

Çiftlik gübreleri, yesil gübrelemeyle yapılan besin takviyeleri, toprağın fiziksel karakterini (por ölçüleri, havalanma, sıcaklık, su kapasitesi) etkiler. Aynı zamanda hastalıklardan korunmak için gereklidir. Yeşil gübreleme aynı zamanda gölgeleme yapar ve toprak yüzeyini erozyondan korur. Ancak dikkat edin, yeşil gübreleme, Kalsiyum eksikliği gösterebilir. Bu nedenle, toprağınaz organik kalsiyum katkıları yapın.

Fideleri Hasta ETmeden Büyütelim -2-


BİTKİ HASTALIKLARINI ÖNLEMEYE KARŞI ÇÖZÜM YOLLARI: ZEYTİN YAPRAĞINDAN ANTİBAKTERİYAL İLAÇ VE ZEYTİN KARA SUYUNDAN HÜMİK ASİT- FULVİK ASİT ÜRETİMİ

Bu yazıdaki amacım, zeytin ağacı, kendi ürettiği maddelerle bağışıklık sistemini üst sınırlara çıkartırken, başka bitkilere de yararlı olabilir mi? sorusuna cevap aramaktır.
Zeytin ağacı, biyolojik yaşı tam olarak belirlenemeyen bir ağaçtır. Botanik açısından zeytin ağacı ‘ölümsüz’ olarak kabul edilir.  Uzun süreli yaşamlarını büyük ölçüde, kendilerine, hastalık ve zararlılara karşı direnç kazandıran "oleuropein” adlı bir madde üretmelerine borçludurlar.
Zeytin yaprağında yüzde 14’le varan oranlarda ‘oleuropein’ bulunur. Oleuropein türevi elenolik asit, virüs, bakteri ve mantarları öldürme özelliğine sahiptir. Öte yandan amacımız, zeytin ağacının bağışıklı sisteminde kullandığı etken maddeleri, yetiştirdiğimiz sebze fidelerine uygulamaktır. Bu işlemin, fidelerin şaşırtma işlemi yapıldıktan sonra, 15 günde bir uygulanmasını, bitkinin bağışıklık sistemini üst seviyelere çıkartması açısından önemli buluyorum.

ZEYTİN YAPRAĞI ÖZÜTÜ:

1’İNCİ YÖNTEM: Bitki özütü elde ederken kurutma işlemi yapılacaksa, dikkat edilecek en önemli husus, bitkinin nasıl kurutulacağıdır. Bu işlem, güneşte veya yüksek ısıda gerçekleştirilirse, etken maddeler bozulur, geriye sadece toz kalır veya randıman düşük olur. Uzay ortamı sağlayamayacağımıza göre, en mantıklı çözüm, düşük ısıda (60 derece ideal gibi duruyor) fırında gözle takip edilerek kurutmak. 1 kilo zeytin yaprağı kurutulur. Kuruyan zeytin yaprakları, havanda dövülerek toz haline getirilir. Dar ağızlı bir kabın ağzına tülbent gerilerek, zeytin yaprağı tozları buraya konularak, 10 litre su akıtılarak, karışması sağlanır... Sulandırdığımız bu ilacı, pulvarize ederek bitkinin üzerine püskürteceğiz.
2’İNCİ YÖNTEM: Dikkat edilmesi gereken bir yöntemdir. Zeytin yapraklarının içindeki etkin maddeleri, etil alkolla ayrıştırma yöntemi yapacağız. Yine 1 kilo zeytin yaprağını, parçalara ayırarak, yüzde 70’lik  izopropil alkol içinde bırakacağız. Ağzı kapalı olarak, 8-10 saat dinlendirdikten sonra, zeytin yapraklarını içinden alarak, alkolün uçmasını bekleyeceğiz.  Alkol tamamen uçtuktan sonra, 10 litre suyla  seyrelterek, bitkilerin üzerine püspürteceğiz.
DİKKAT: Önce bir bitkiye püskürterek, deneyin, sorun olmadığına kanaat getridğiniz zaman hepsine uygulayın. 

HUMİK ASİT VE FÜLVİK ASİT

Zeytinin ilk sıkıldığı zaman ortaya çıkan ‘karasuyu’nda; yüzde 1’e yakın ‘organik asitler’, yüzde 1 ile 2,5 oranında antioksidan özellikli ‘tanin’ ile antibakteriyal ‘polifenoller’, yüzde 5’e varan ‘azot’ bulunmaktadır. Yapılabiliyorsa eğer; zeytin sıkıldığı zaman elde edilen ‘karasu’  toprağa sulama olarak verilmesi, hem bitkilerin özellikle mantar hastalıklarına karşı direncini artıracak, hem bitkilerin meyvalarının tadında güzelleşme olacak, hem de en önemli özelliğiyle içinde barındırdığı hümik asit ve fulvit asitlerle, toprağı düzenleyecek, makro ve mikro elemetleri bitkinin alabileceği forma getirecektir. Öte yandan Zeytin ‘karasuyu’nda değerli iz elementleri, potasyum, fosfor vb.ve organik bileşikleri de içerir. Zeytin atık suyundaki bazı bileşenler değerli antioksidantlardır. Son zamanlarda zeytin ‘karasuyu’ ilaçlarda da kullanılmaktadır. Bir çok ülkede zeytin atık suyunun sulama amaçlı kullanıldığı biliniyor.
Kurşun, krom, kadmiyum ve benzer ağır metaller ile radyoaktif elementlerin önce bitkiye, sonra da hayvanlarla insanlara geçişi ciddi hastalıklara yol açtığı bilinmektedir. Ağır metaller ile çözünmez bileşikler yapan hümik asitler bunların hücreden içeri girmesini engelleyen setler oluşturmaktadır.
Kloroz problemini hümik asitlerin demiri bitkinin alacağı forma getirmesi ile çözümlenebilir. Hümik asitler, fosfat iyonunu serbest bıraktığı için, fosfatın bitkiler tarafından alınımını kolaylaştırır.
Bununla birlikte, hümik asit ve fülvik asitin çalışabilmesi için, toprağımızın organik maddelere doyurulması gerekmektedir.
Sonuç olarak; zeytin karasuyu, sulama suyu olarak verilmesiyle, içerdiği Hümik ve Fulvik asitler ile toprağı zenginleştirmek amacıyla değerlendirilebilir. Zeytinden yağ çıkartılma işlemi genelde ocak-şubat aylarında olduğu için, elde edeceğiniz zeytin ‘karasuyu’ bahçenizin yeni döneme hazırlanmasında büyük faydası olacaktır.


Fideleri Hasta Etmeden Büyütelim -1-


HASTALIKLARI ÖNLEMEYE KARŞI ÇÖZÜM YOLLARI: ASPİRİN, OKSİJENLİ SU, MADEN SUYU VE TARÇIN
Bahçemizde veya saksımızda yetiştirdiğimiz sebze fidelerinin, bizlere ürün verebilmesi için sadece, hava, su ve gübreye ihtayacı yoktur. Ürün vermesini engelleyecek farklı sıkıntıları da bertaraf etmek gerekir. Toprağın pH değeri ne kadar önemliyse, hangi üründe hangi gübreyi kullanacağınızda da önemli... Bunların dışında kalan bir husus var ki; gözden sürekli kaçırılır. Ne zamanki, bir hastalık veya zararlı fidelerimize musallat olursa, eş, dost, grup arkadaşına danışma yoluna gidiliyor. Genelde verilen reçetelerin doğrulukları tartışılır bir hale gelmeye başladı. Her sorunda ‘kutsal, tanrısal ilaç: sarımsak’ önerisi, her aklına gelenin verdiği reçete olmaya başladı.

Hastalıkla nasıl mücadele edeceğinizi bilmeniz gerekir

Öncelikle, tohumu toprağa attığımızdan itibaren, ‘bundan sonra hangi sorunlarla karşılaşabilirim?’ sorusunu kendimize sormamız gerekir. Bütün etmenleri bir kenara bırakacak olursak, amatör/hobi sebzecilerinin en büyük sorunu, zararlılar, hastalık ve mücadeleleridir. Genelde hobiciler, zararlıları tanıma konusunda yüksek bir bilince sahip değildir. Aynı şekilde hastalık ve mücadelelerini de tam olarak bilemiyorlar. Bu tarz sıkıntıya maruz kalmamak için, savunma sistemi yüksek bir fide üretmeliyiz. Ancak bu genelde hobiciler tarafından başarılı olamadığı için, hastalık etmenlerini uzaklaştırıcı tedbirler almalıyız.

Bitkilere 'AŞI YAPALIM'

Bu tedbirlerin başında asprin, oksijenli su, maden suyu ve tarçın gelmektedir. Yapacağınız bu solüsyon/preparat/aşıların tedavi etme ve besleme gibi etkileri yoktur. Ama adı üzerinde AŞI olarak kullanacağız.
Aspirin, tedavi amaçlı kullanılmaz. Yalnız bitkilerin kendi bünyesinde salisilik asit bulunduğu ve hastalıklar başgösteriği zaman bu salisilik asitin savunma sistemini tetikler. Biz de düzenli olarak asprin kullanarak, savunma sistemlerini tetikleyeceğiz. Bu tam olarak insanlara verilen aşının, hastalıklara karşı savunmasında önemli rol oynaması gibi algılanabilir. Bununla beraber; oksijenli su mantar hastalıklarını karşı bitkiyi tetikler, maden suyu içindeki elementler sayesinde savunma sistemini güçlendirir ve tarçın da bazı hastalıklara yakalanma riskini ortadan kaldırır.

Aspirinle 'hastalık mücadelesi'

hastalık mücadelesi
ASPİRİN: Bitkilerin yaprakları olgunlaştıkca, fotosentez yapma kabileyetleri azalır. Aspirin, yapraklardan verilirse, fotosentez yapımına büyük yardımı olur. Yapraklarından beslenen özellikle ananas için mutlaka aspirinli su etkili olacaktır.
Aspirin sadece bahçelerde yetiştirilen sebzelere, sadece 15 günde bir defa yapılmalı. Bunun besleyici hiçbir özelliği yok ama dolaylı olarak bitkilerin gelişimine katkısı var. Bitkilerin bağışıklık sistemini güçlendirir. Hem fotosentez olayını çok iyi destekler. Uygulandığında daha hızlı, daha sağlıklı gelişim olduğu, parazitlerin dadanmasının azaldığı, hastalıklara direncin arttığını göreceksiniz.
Bilindiği gibi salisilik asit söğüt dallarında bulunuyor. Söğüt dalından yapacağınız özütle de aynı işlemi yapabilirsiniz. Ancak, söğüt ağaçlarında salisilik asit oranları tam olarak bilinmiyor. Yine de en iyisi söğütlerden elde edilen asprin gibi görünüyor.
Sebze bahçelerindeki aspirin denemelerinde bitkilerin o yörede görülen çeşitli hastalıklara ve böceklere karşı mükemmel bir savunma mekanizması geliştirdikleri, normalinden çok daha verimli ve sağlıklı büyüdükleri gözlemlenmiş.
Bir aspirinin çeyreğini, yani dörtte birini 1 litre suda iyice eritin. Sabahleyin yapraklara fısfıslayın. Çok ince tabaka zerreler şeklinde yaprakları kaplaması yeterli. Sadece yirmi günde bir defa ve belirtilen dozajda. Bu ölçüleri aşarsanız zararını görürsünüz.
Kullanım zamanı: İlkbaharda ilk yapraklar tam olarak olgunlaştığı zaman başlanıp yaz ortasına kadar üç dört defa tekrarlamak yeter.
DİKKAT: Aspirini sakın topraktan vermeyin. Bitkileri felç edici etkisi var. Gelişim fonksiyonlarını tamamen durdurur.
hastalık mücadelesi

OKSİJENLİ SU: Evde uygulayabileceğiniz basit ve çevre dostu bir fungusit de oksijenli sudur. Yarım lt suya bir tatlı kaşığı oksijenli su koyup bitkilere püskürtebilirsiniz. Bu mantar hastalıklarına karşı savunmayı güçlendirecektir.

hastalık mücadelesi
DOĞAL MADEN SUYU: (soda değil, doğal maden suyu) bitkilerin faydalanacağı birkaç çeşit toprak minerallerine ve elementlerine sahip. Kalsiyum da içerir ki bu çok değerli. Yapraklardan beslemede en önemli unsur zaten kalsiyumdur. Önce gazını uçurmak lazım... Maden suyunu genişçe bir kavanoza boşaltın. Kapağı açık olarak en az 48 saat bekletin. Gazı anca böylelikle uçuyor. Sonra uygun saatlerde yapraklara fısfıslayın. Artanını saklayıp sonra tekrar kullanabilirsiniz bozulmaz.
hastalık mücadelesi

TARÇIN: 2 yemek kaşığı toz tarçın yarım lt kaynar suya konur, 3-4 gün beklenir,tülbentten süzülür ve kullanılır. Bunu alkolle de yapabilirsiniz, daha etkili bir preparat olur.Şu şekilde ki, aynı miktar tarçın,yarım lt beyaz alkole konur,bir gece beklenir ve süzülür yalnız alkollü olanı , yeni çimlenmiş fideciklerde kullanmayın, alkol hızlı buharlaşmayla kurutucu etki yapar. Tarçınlı solüsyonları da oksijenli suyu da evde yetiştiricilikte yastık dediğimiz ekim tavanızda veya kabınızda çökerten için kullanabilirsiniz.

Kimyasal İlaçlara Karşı Neler Yapılabilir -1-



Kavak Ağacı Bitki Özütü

Kavak Ağacı söğütgillerdendir. Bu nedenle, söğüt fermantasyonunda elde edilen bütün bulguları ve dolayısıyla yararları, kavak fermentasyonunda da bulabiliriz.
İçindeki salisin ve populin sayesinde, kimyasal ve biyolojik saldırıya karşı bitkiyi ayık tutar. Yani bir nevi aşı etkisi gösterebilir. Yani, ekim yaptığınız yerde veya yakınlarında kimyasal gübreler veya ilaçlar kullanılıyorsa, bitkinizi etkilememesi için kullanabilirsiniz. İçerdiği flavoidler sayesinde, bitkinin yaşam süresini arttırıcı etki yapar. Köklendirici hormon olarakta görev yapar. Kavak bitki özütünü, tohum çatlatma işleminde kullanabileceğiniz gibi, (özellikle biber) fide köklerini, dikimden önce bu özüt içine daldırabilirsiniz. Ağaç dikimlerinde de aynı yöntemi kullanabilirsiniz.

Kavak Bitki Özütü Yapımı

Tencerenizin alabildiği kadar, (bastırarak sıkıştırıbilirsiniz)  kavak yapraklarını, kaynamaya yüz tutan ama kaynamayan suda bir tencerede 2 saat demleyin ve üzeri kapatarak karanlıkta 1-2 gün bekletin. Bu bitki ötüzünü, yüzde 10 suyla seyrelterek, sulama yapın…
Ancak, toprağınızın kimyasal gübre ve ilaçlardan tehdit aldığını anlarsanız mutlaka yapın... Başka türlü yapmanıza gerek yok.
  • İçindeki flavoidleri kullanmak isterseniz ki; böylece bir domatesi bir kaç yıl yaşatmak mümkün, ama ihtiyaç var mı tartışılır tabi…
  • Köklendirici hormon olarak kullanımı için de, fide dikiminde kullanabilirsiniz. Bitkilerinizin de, fazla kök yapmadığına kanaat getirirseniz kullanın… 
  • Tohum çatlatmak için kullanacağım diyorsanız da, aspirin varken, kavak içindeki eser miktardaki salisilik asiti kullanmanın ne gereği var! 

20 Temmuz 2015 Pazartesi

Çiçek Burnu Çürüklüğü


çiçek burnu çürük

HOBİCİLERİN en çok domateslerinde rastladığı bu durum; biber, kabak, patlıcan ve hatta karpuz-kavun gibi kalsiyum ihtiyacı olan bütün meyve ve sebzelerde görülebilir. Verim kayıplarına yol açan bu durum, en yaygın görülen meyva kalite problemi olarak karşmıza çıkıyor.
Verim kayıplarına yol açan Çiçek Burnu Çürüklüğü’nün, kalsiyum noksanlığından kaynaklandığı, buna sebep olarak da tuz stresi gösterilmektedir. Bitkinizde ve dolayısıyla toprakta kalsiyum eksikliği teşhisi konulması için ‘Çiçek Burnu Çürüklüğü’nün oluşması yeterli değildir.

Sulama hataları yapılıyor

çiçek burnu çürük
Kalsiyuma ihtiyacı olan karpuzda da
'Çiçek Burnu Çürüklüğü görülebilir.
Öncelikle, Çiçek Burnu Çürüklüğü, düzensiz sulamadan ve fazla sulama yapıldığı için toprak yapısını bozmanızdan ve bunları takip eden tuz stresinden kaynaklanıyor. Fazla sulama yaptığınız için kalsiyumu kaybettiğiniz gibi, mikro elementleri de kaybettiniz. Çiçek Burnu Çürüklüğü oluşmaya başladığı zaman Kalsiyum vermeye kalkarsanız,  Magnezyum da eksik onu da vermeniz lazım... Kalsiyumu fazla kullandınız, Bor’u bitirecek, Bor bitince, Kalsiyum’u bitkiye kim taşıyacak... Çiçek Burnu Çürüklüğü olduktan sonra yapraktan Kalsiyum takviyesi yapmanın bir anlamı olmayacak.
Bitkinin de toprağında Kalsiyum’a ihtiyacı var.  Bitki artıklarının organik maddeye dönüşümünde Kalsiyum’a ihtiyacı vardır.

Yeşil Gübreleme de Kalsiyum'u azalır

Genelde ‘yabancı otları’ toprağa direk karıştırma veya yeşil gübreleme sonrasındaki devrede, kalsiyum eksikliği oluşmaya başlar. Kimyasal bir gübreleme programı uygulamadığınız içinde özellikle domateslerde kalsiyum ihtiyaçları başgösterir.
Kalsiyum takviyesi için bilinen yöntem kireç kullanılması ama, bu toprağın ‘aktif asitlilik’ oranını biraz olsun düşürür. Asıl üretimin son saflarında etkili olan ‘Pasif Asitlilik’ toprağın genelinde varsa, bununla ayrıca uğraşmak gerekir.

Belirtileri:

çiçek burnu çürükBaşlangıçta meyvenin çiçek burnunda oluşan açık renkli leke, giderek kahverengi ve siyah renge dönüşür. Bunu takip eden süreçte; kuru, deriye benzer bir görünüm alır. İleri aşamalarındaysa, mantar enfeksiyonu sonucunda, bu bölge yumuşak ve ıslak bir görünüme dönüşebilir. Çiçek burnu çürüklüğünü oluşturan koşullar fazla ise, bu belirtiler meyvelerin erken döneminden itibaren görülmeye başlar.
DİKKAT: Çiçek Burnu Çürüklüğü olduğu dönemde artık Kalsiyum takviyesi yapmanın bir esprisi kalmaz. Bu yönde tavsiyeler hatalıdır.
Bu durumla ilgili bir çok tez ortaya atılıyor.
  • Fazla sulama, bitkilerde su/tuz stresi yaratıyor.
  • Kalsiyim eksik olduğu için bu hastalık baş gösteriyor.
  • Azot fazla kullanıldığı için, yeşil aksam olması gerekenden fazla büyüdü ve yeterli olan kalsiyum, sanki eksikmiş gibi etki vermeye başladı. En büyük neden de budur...

Daha detaylı bakacak olursak;
  • Düzensiz sulamalar. 
  • Bitki gelişiminin hızlı olması. 
  • Bazı besin elementlerinin aşırı seviyede bulunması. (Fazla Azot, gelişmeyi hızlandırdığı için Kalsiyum ihtiyacını artırır; fazla Potasyum da Kalsiyum’dan yararlanmayı engeller.)
  • Dikimin soğuk toprağa yapılması. Kalsiyum'u kullanılabilir forma çeviren organizmalar düşük sıcaklıklarda etkili çalışamazlar ve bitki yeteri kadar kalsiyum alamaz. Toprak sıcaklığı arttıkça bu organizmaların çalışması da arttığından, daha fazla miktarda Kalsiyum, kullanılabilir forma dönüşebilir.
  • Çapa işlemleri derin yapıldığında, kök uçları zarar göreceğinden dolayı, bitkinin su alımı engellenir ve böylece meyvelere taşınması gereken Kalsiyum miktarında azalma olur.
  • Topraktaki tuzluluğun yüksek oluşu.
  • Aşırı azotlu gübrelemeler.
  • Köklerde zarara neden olan hastalık ve zararlılar da Kalsiyum alımını engellediğinden Çiçek Burnu Çürüklüğü’ne neden olabilir.
  • Bitkilerin susuz kalışı da Kalsiyum alımını azalttığından dolayı Çiçek Burnu Çürüklüğü’ne neden olabilir.

Dikkat edecek olursanız, konu dönüp dolaşıp ‘kalsiyum eksikliği’ne geliyor. Ama yukarıda belirttiğim gibi, bazı nedenlerin de oluşması gerekir. Çiçek Burnu Çürüklüğü’nün nedeni olarak, ilk başta verilecek ‘Kalsiyum eksikliği’ doğru teşhis gibi dursa da;
  • Kalsiyum eksikliği sonucu, önce genç yapraklar deforme olur, genç yaprak kenarlarında sararma, esmer lekeler ve kurumalar, ölü lekeler görülür.
  • Yaprak kenarları önce sarı-yeşil, sarı, sonra kahverengine döner.
  • Yaşlı yapraklarda damar aralarında sararma gelişir ve dağınık ölü lekeler görülür.
  • Domateste kalsiyum eksikliği belirtileri, bitkinin yukarıdan aşağıya doğru seyreden bir çok belirti verir. Önceleri yeşil rengini koruyan fakat, çoğunlukla cılız kalan yaprak sapları, daha sonra canlılıklarını yitirmekte ve yapraklar dallara yapışık gibi bükülürler.

Bu nedenlerin gözlenmediği toprakta yetişen bitki için ‘kalsiyum eksik’ demek, hatalı bir teşhis gibi duruyor.
Önlemler

Dikimden önceki önlemler:

    çiçek burnu çürük
  • Kalsiyumlu gübreler dikimden önce verilmeli ya da geç kalınmış ise yapraktan uygulanmalıdır.
  • Toprak nemi dengede tutulmalıdır. Sulamalar yeterli olmalıdır fakat fazla olmamalıdır. Sulamalar arasındaki sürede toprak kurumamalıdır. Seyrek ve çok sulama yerine, sık ve az sulama tercih edilebilir.
  • Malçlama toprak nemini stabil tutacağı için yarar sağlayacaktır.
  • Ot mücadelesi için yapılan çapa işlemleri yüzeysel yapılmalı, saçak köklere zarar verilmemelidir.
  • Azot sadece yeteri kadar verilmeli, fazla verilmemelidir.
  • Soğuk toprağa dikim yapmaktan kaçınılmalıdır

Çiçek Bunu çürüklüğünden sonraki önlemler:

çiçek burnu çürükİlk mahsüllerde bu olabilir, sonrakilerde genelde görülmez. Çünkü, çiçeklenmeye başladığı periyottaki 15-20 günlük süreçte hata yapmışsınız, bunun sonuçlarını çekiyorsunuz. Bundan sonra sulama dengesini iyi oluşturarak –ki fazla sulama yapmayın, zaten sıkıntınız bundan önceki devrede fazla sulamadan oluyor-. meyveler yeşil rengini kaybedip kırmızıya dönmeye başlayınca, sulamayı kesin, bırakın kızarsınlar, bunları topladıktan yani ilk hasadı yaptıktan sonra sonra sularsınız.

Budama yapmak önemli! Kıyın domateslerinize

çiçek burnu çürükAğırlıklı olarak, domateste budama yapılmadığı, yeşil aksamın dengesiz büyümesi nedeniyle bu sorunla karşılaşılıyor. Azotu fazla kullanma nedeniyle yeşil aksamın fazla büyümesi ve toprakta yeterli olan kalsiyumun ‘bitkiye yetmemesi’nini sıkıntısını çekiyorunuz. Bu durumda da, alt budama, salkım budama veya en sonunda tepe budama yapılmamasından sorun çıkıyor. Yeşil aksam fazla büyük oluyor. Fazla büyük olan domates bitkisinden fazla ürün alınacak değil... Budamaları özenle yapın... Bir çok hobici ‘ben sadece ahır gübresi koydum, azotu fazla vermedim ki’ diye serzenişte bulunmaktadır. İstenilenden fazla sulama yapıldığı için, ahır gübresindeki özellikle azot ağırlık besin maddeleri, suyun etkisiyle daha hızlı bitkiye taşınmaya başladı. Bu nedenle, ahır gübresindeki sıkıntımızı ortaya çıkartan azotun hızlı olarak bitki trafından emilmesine neden oldu.

16 Temmuz 2015 Perşembe

Domateste Yeşil Kurtlara karşı mücadale: Kadife Çiceği Özütü



domates zararlısı yeşil kurt
Yeşil Kurtlar, özellikle domatesleriniz de büyük zararlar verir.

Domateslerimize zarar vermesiyle büyük sıkıntılar ortaya çıkartan Yeşil Kurt’a karşı, doğal çözümlerle mücadele edebilirsiniz. Ancak, öncelikle kültürel mücadele yöntemlerini birbirine entegre edebilirseniz, bütün zararlıları, zarar eşiğinin altında tutmak mümkündür. Bu kültürel mücadele yöntemleri, Yeşil Kurt için de uygulanırsa, istenilen sonuç alınabilmektedir.

Yeşil Kurtlar’a kültürel önlem olarak;
  • Tarla ve çevresinde yabancı ot temizliği yapılmalı
  • Çürük domatesler tarlada bırakılmayıp imha edilmelidir.
  • Öte yandan; bazı sap ve yaprak kurtlarının ergin kelebeklerinin, Hodan, Biberiye, Kekik ve Nane kokusuna gelmediğini biliyoruz. İleri derece koruma için bu bitkileri domatese yakın dikebilirsiniz. Bu bitkileri domatese yakın diktiğiniz zaman, kelebekler yumurtalarını bırakmak için bitkinizi ziyaret etmeyecek ve dolayısıyla yeşil kurtları domatesinizden uzak tutmuş olacaksınız.
  • Ayrıca, Yeşil Kurtlar’ın Trake solunumlarını engelleyecek (kaya tozu, kükürt gibi) bazı preparatlarda denenebilir.

yeşil kurt
Ülkemizde büyük zararları olan Yeşil Kurtlar, hobicilerinde baş belası olarak karşımıza çıkmaktadır.

Yeşil Kurt’u tanıyalım

Erginleri yaklaşık 4 cm kanat açıklığına sahip kelebeklerdir. Genel görünüşleri bejimsi-kahverengidir. Yumurtaları küçük, krem renginde ve üstten basık küre şeklindedir. Larvaları olgunlaştığında boyu 4 cm'ye ulaşır. Sırt kısmında yeşil, kahverengi ve sarı renkte bantlar, yanlarda da sarı birer bant bulunmaktadır.

Zararı larvaları verir

Yeşil kurt zararını larvaları yapar. Genç dönem larvalar yapraklarla beslenir. Daha sonra domates, biber, patlıcan ve bamya gibi sebzelerin meyvelerini delerek içine girer ve orada beslenir. Bir meyveden diğerine geçerek birçok meyvenin zarar görüp çürümesine neden olurlar. Yeşil kurt sebzelerden domates, biber, patlıcan, bamya ve baklagillerde zarar yapar.

Nisan sonuna dikkat!

Yeşil kurt kışı toprakta 3-8 cm derinlikte pupa denilen sakin dönemde geçirir. İlkbaharda nisan sonundan itibaren ilk kelebekler görülmeye başlar. Daha sonra dişi kelebekler bitkilerin yaprak, meyve ve taze sürgünleri üzerine yumurta bırakırlar. Bir dişi 700-1500 kadar yumurta bırakır. Yumurtadan 2-10 gün sonra çıkan larvalar beslenmeye başlar. Yılda 3-5 döl verirler.

domates zararlısı yeşil kurt

domates zararlısı yeşil kurt
Meyveler arası transfer olan Yeşil Kurtlar,
bütün bahçenin yok olmasına neden olabilirler.
Meyveler arası transfer olurlar, zarar büyür

Bu zararlıların kelebekleri tarla üzerinde uçarak domates sürgünlerinin uç kısımlarına bırakır ve bunlardan çıkan tırtıllar bitkinin sürgün uçlarını yemeye başlarlar. Larvalar 1. ve 2. dönemde yapraklarda beslendikten sonra meyvelere geçer ve bir meyveden diğerine geçerek birçok meyvenin zarar görmesine neden olur. Larvalar tarafından zarar verilen meyvelerde mantar ve bakteriler çoğalabilir.
Yeşil Kurtlar için Doğal ilaç olarak, Kadife Çiceği Özütü öneriyorum.

Kadife Çiçeği bitki özütü:

Kadife çiceğinde; rengini veren lutein ve zeaksantin var. Kadife çiçeği özü (bahsettiğim özü, bitki özütü değil, ancak özütü de buna yakın etki gösterir), bakteri oluşumunu önlüyor. Zararlı mikroorganizmalar ve toksit metobalitleri engelliyor. Yapılacak bitki özütü, seyreltilerek toprağa dökülmesi gerekir. Bitkiye püskürtmeyin... Bitkiye püskürtme isteyebileceğiniz spery tarifi aşağıdadır.

Kadife Çiçeği’nden hazırlanan sprey

Kadife çiçeği, su ve sabunla karıştırılarak bir solüsyon hazırlanır. Bu solüsyon afid, larvalar ve sinekler için de uzaklaştırıcı etki gösterir. Bir avuç kadife çiçeği, havanda ezilerek, bulamaç kıvamına getirildikten sonra, 1 litre suyun içinde erittiğiniz 2 kaşık arap sabunu karışımına ekleyin. Bir saat bekletip, süzdükten sonra bitkilerin üzerine püskürtebilirsiniz.
Kadife çiceği Bitki özütü: Bütün bitki özütlerini hazırlayabilmek için farklı yöntemler vardır. Her yöntemin kendine gore kolaylığı, çabukluğu ve hazırlanan özütün dayanıklılık süresi vardır. En uzun dayanma fermantasyonda olur ancak, bitkisine gore 8 ila 12 gün fermente edilmesi gerekir. Öte yandan emiştirme, haşlama ve kaynatma daha kısa sürede hazırlanmasına rağmen, dayanıklık süresi azdır. Öte yandan bitkilerin etkin maddelerinin suya çıkması da buna oranla olur. Bunları göz önünde bulundurarak, metotlardan hangisini istediğinize karar verip öyle hareket edin…
Haşlama metodu: 1 kilo çiçeğe 10 litre hesabıyla hareket edin. Kadife çiçeklerini (istersiniz dal ve yapraklarını da) 24 saat soğuk suda beklettikten sonra, 20-30 dakika kaynatın… Süzdükten sonra, yüzde 20 oranında (1 litre bitki özütü, 4 litre su) sulama yapın.
Bitki özütleri genelde sebzelerinize zararlı bir etki göstermez ancak, bir tanesinde deneme yaptıktan sonra kullanmakta büyük fayda var.

Fermente dışındaki metodlarla hazırladığınız bitki özütleri en geç 2 gün içinde kullanın… Etkin maddeler kaybolur.



12 Temmuz 2015 Pazar

Gübre şerbeti nasıl yapılır (Ev yapımı sıvı gübre)



gübre şerbeti ev yapımı sıvı gübre
Gübre Şerbeti, hem hazırlaması kolay, hem yararlı bir sıvı gübredir. Hobicilerin rahatlıkla hazırlayacağı gübre şerbeti, bitkilerin gelişmelerinden önemli rol oynar. Kuracağınız düzeneğe akvaryumlarda kullandığımız 'havataşı'ndan mutlaka koyun ki; oksijen ihtiyacını karşılasın...

Gübre Şerbeti, tarımda kullanılan herhangi bir organik/doğal gübrenin, su içinde bir müddet bekletilmesiyle gübrenin içindeki besin maddelerinin suya geçmesinin sağlandığı, gübrenin içindeki besin maddelerin bitki tarafından daha hızlı alınmasında yardımcı olan bir anlamda gübre özütüdür.
Temelde; bir birim herhangi bir organik/doğal gübrenin, ona uygun birimde su içinde, gübrenin çeşidine göre sürecek bekleme süresiyle, içindeki faydalı organizmaların ve minerallerin suya geçmesiyle hazırlanır. Basit, kolay ve etkili bir çözümdür. Her hobicinin rahatlıkla yapabileceği ve uygulayabileceği bir gübreleme çeşidi olarak büyük yararlar sağladığını söyleyebilirim. Ayrıca dikim zamanları gereği, soğuk topraktaki marul, brokoli ve lahana gibi sebzeler için, toprak ısısının artmasına da yardımcı olur.

Neden gübre şerbeti yapmalıyız?

Bahçenizde veya balkonunuzdaki saksıda kullanacağınız doğal gübre, bitkilere yılda bir veya iki defa verilir. Toprakta bulunan yarayışlı mikroorganizmaların çözünme işlemine tabi tuttuğu gübrenin içindeki besin maddeleri, bitkinin alabileceği forma sokulduktan sonra bitki kökleri tarafından bitkiye ulaştırılır.
Ancak bu süreç içinde, bünyesindeki besin maddeleri, özellikle sulama suyunun etkisiyle, toprağın daha alt katmanlarına doğru süreklenir veya kimyasal tepkimeler nedeniyle atmosfere karışır. Gübre şerbeti ise, bu çözünme hızını artıracağı için, çok daha çabuk etki gösterir. Bitkiyi dikeceğimiz zaman verdiğimiz gübrenin yanında, sulama suyuna karıştıracağınız gübre şerbetini, bitkinin gelişim sürecine bağlı olarak bir kaç hafta arayla verebilirsiniz.
Yaparken dikkatli olun
Gübre şerbetini, gübreyi suya koymaktan ibaret sanmak bir çok zararı beraberinde getirebilir. Bazı püf noktalarına uymak zorunluluğu vardır. Mesela her gübre aynı oranda aynı suyla karıştırılıp, aynı oranda sulama suyuna konulmaz.

Suyun kalitesi de önemli

Her türlü organik gübre yapımında suyun kalitesi önemlidir. Bitki özütleri veya gübre şerbeti yaparken dikkat edilecek ilk nokta, suyun kalitesidir. En iyi su ‘yağmur suyu’dur. Yağmur suyu hasadı yapabiliyorsanız mutlaka yapın, yapamıyorsanız, çeşme sularındaki ‘klor’un işimizi zorlaştıracağını ve kimyasal tepkimeler sonucu elde etmek istediğimiz sonuçlarda sapma olacağını unutmayın.
Bu nedenle, varsa yağmur suyu, yoksa ağzı açık ve metal olmayan bir kapta 3 gün bekletilmiş ve bu bekleme sırasında büyük bir kepçe yardımıyla çırptığınız çeşme suyunu kullanabilirsiniz.

Gübre ve suyun oranları

İşin püf noktalarından biri de, hangi gübreyi, ne oranda suyla karıştıracağınızdır. Gübrelerin nitelikleri nedeniyle farklı oranlar kullanmak zorundasınız.
Kabaca sıralamak gerekirse:
  • Sığır gübresi: 1 birim gübre 3 birim su
  • Solucan gübresi: 1 birim gübre 4 birim su
  • Koyun, keçi gübresi: 1 birim gübre 5 birim su
  • Güvercin, tavuk gübresi: 1 birim gübre 10 birim su şeklindedir.
  • Bitki özütleri de genelde 1 birim gübre ve 10 birim su şeklinde formüle edebiliriz.
gübre şerbeti ev yapımı sıvı gübre
: Gübre şerbetinin oranlarını iyi belirleyin.
2: Gübre şerbeti oranına göre su ilave edin.
3: Bitkilerin köklerine sulama suyu olarak koyun. 

Bekleme süresi ne olmalı?
Burada farklı görüşler mevcut, hepsinin kendince haklılık payları vardır. Gübreyi ne kadar çok suyun içinde bekletirseniz o oranda besin maddeleri suya karışacaktır. Özellikle ‘azot’ fazlaca birikeceği için, sebzelerde dallanma, koflaşma, anormal büyümeleri tetikler. Bu konu biraz da gübre şerbetini; hangi bitkinin hangi büyüme evresinde kullanacağınız, nerede kullanacağınız ve hangi hayvanın gübresini kullanacağınıza bağlı olarak değişebilir.
Domateste fazla azot sıkıntı yaratacak, anormal dallanma ve gövde büyümesi oluşturacak, toprak içindeki kalsiyum, domates bitkisine yeterli olmayacak ve bunun sonuçlarından biri olan ‘çiçek burnu çürüklüğü’ne davetiye çıkartacaktır. Öte yandan, azot isteği fazla olan sebzelerde inanılmaz fayda sağlayacaktır. Kış sebzelerinde, soğak toprağı bertaraf ederek, köklenmeyi artıracaktır. Bununla birlikte evimizdeki çiçekleri beslemek istiyorsak, fazla azotun bize sağlayacağı artıları gözden kaçırmamak gerekir.

Zamanlamayı ayarlamak gerekir

Aslında gübre şerbetini yapmaya başladığımız tarih ve kullanacağımız bitkinin yetiştirme teknikleri önemli...  Mesela domates yetiştiriyoruz. Domatesleri tarla-bahçe veya saksıya diktikten sonra yandırma işlemini yaptığımızı farz edersek, ilk sulama aşağı yukarı 10 gün sonra yapılacaktır. Gübreyi şerbet olması için hazırlıyoruz ve oksijen destekli bir sistem kurduk diyelim. İhtiyaç duyacağımız gübre oranını ve hangi sulama periyodunda kullanacağımızı belirledikten sonra, ihtiyaç duyulan gübre şerbetinin yapılması için domatesleri diktiğimiz günün 10 gün sonrasına yapmaya başlarsak, bize geriye kalan 7 günlük zaman, çok kuvvetli bir gübre şerbeti elde etmek için gerekli süreyi verecektir. Ancak oksijensiz bir ortam yaratacaksak, yani direk suya koyup üzerini kapatmayı düşünüyorsak, 3 gün önce başlamak, ilk sulama suyundaki azot miktarı için gerekli yoğunluğu sağlar.

UNUTMAYIN: Ancak ikinci sulama periyodunda, daha kısa süreli bir bekleme yapmalı, gübre şerbetinin 2’inci gününde kullanmalıyız. Bu zamanlamayı ve teknikleri kendinize, kullandığınız gübre çeşidine ve yetiştirdiğiniz bitkiye göre ayarlamalısınız.

Gübre şerbeti için düzenek hazırlama

Gübre şerbetini, kapalı bir kutunun içine koyduğunuz gübre ve suyla birlikte de yaparsanız. Bu tarz bir gübre şerbeti üretimi yapacaksanız dikkat etmeniz gereken oranlar ve bekleme süresidir. Çünkü bu tarz bir üretim sırasında, fazla bekleme, oksijensiz ortamda zararlı bakterilerin çoğalmasına neden olacaktır. Ağzı açık olarak bekletmek, koku yapacağı için, özellikle evlerde pek önermem. Ancak, kuracağınız basit bir düzenek hem gübre şerbeti, hem de kompost çayı yapımı için çok elverişlidir.
Bu sistem için gerekli olan metaryaller:
    gübre şerbeti ev yapımı sıvı gübre
  • 50 lt civarında musluklu kapaklı bir bidon
  • Akvuryum hava pompası ve havataşı
  • Gerekli oranda akvaryum boruları
  • Delikli sac
  • Evlerde kullanılan Tül
  • Matkap ve bağlantı parçaları

Gübre şerbeti veya kompost çayı düzeneği için kullanacağınız musluklu bidonun kapasitesi tamamen size bağladır. İhtiyaçlarınız oranında bir kap edinin yeter. Kabın dibine delikli sacı, yaklaşık 10 veya 15 cm yukarıda bir yer oluşturacak şekilde sağlamca yerleştirin. Bu iş için, kare bir kap çok daha rahat çalışmanızı sağlar. Bidonun kenarlarından 5 cm fazla kestiğiniz sacın bu 5 cmlik yerlerini kıvırarak bidona sabitleyebilirsiniz. Yuvarlak bidonlarla biraz daha uğraş vermeniz gerekebilir. Ama mutlaka bu bariyeri oluşturun ki; üzerine koyacağımız tülü sabit tutsun. Bidonun dibine akvaryum havataşını yerleştirin ve sacı sabitlediğiniz yerin altından bir delik açarak,  akvaryum hortumlarını buradan geçirin. Geçirdiğiniz hava borularını hava taşına bağladıktan sonra, deliğin su sızdırmaması için önlem alın. Bunun için bir çok metod var. İsterseniz suya dayanıklı sıvı conta sıkın, isterseniz suya dayanıklı sıvı yapıştırıcılarla sabitleyin, yeterki su sızdırmasın... Tülün üzerine oranlar sabit tutularak gübre veya kompost konulduktan sonra, üzerine suyu koyun ve hava taşını çalıştırın... Gerekli sürelerin tamamlandığı zaman, musluktan gübre şerbetinizi veya kompost çayınızı alıp kullanabilirsiniz. Dönemsel olarak, gübre ve su miktarını kontrol ederek, gerekli takviyeleri yapabilirsiniz.
(Kompost çayı yapımı ve faydalarını başka bir yazıda genişçe ele alacağım)
Delikli sacı sabitleme konusunda sıkıntı yaşarsanız, içine tül gerdiğiniz, bol delikli bir kovayı bidonun içine askı yaparak asabilirsiniz. Veya kahve çuvalı gibi hem geçirken, hemde parçların suya karışmasını engelleyevek bir metaryalin içine koyduğunuz gübreleri, direk suyun içine bırakabilirsiniz. Ama havataşını mutlaka koyun...
Bu düzenekten elde ettiğiniz gübre şerbetini, sezon boyunca kontrollü bir şekilde kullanma şansınız var.

Gübre şerbeti ile sulama zamanı ve sıklığı

Gübre şerbetini sulama suyuna ilave edeceğiniz için, sebzelerin sulama ihtiyaçlarını göz önünde bulundurarak kullanın...
  • Gübre şerbetinin kullanım sıklığı bitkilerin yaşam döngüsüne göre ve şerbetin temiz su ile karıştırılma oranına göre de değiştiğini anlatmıştık. Bu ilkeleri göz önünde bulundurun...
  • Gübre şerbetini, bitki besin maddesi ihtiyaçlarını göz önünde bulundurduğunuz bitkilerin gelişim sürecinde kullandığınız sulama suyuna, belli oranlarda karıştırarak kullanın... 
  • Sebzelerde, ilk hasat zamanına kadar verilen ölçülerde, daha sonraki süreçlerde oranları gübre şebreti lehine azaltarak kullanabilirsiniz.
  • Bahçe süs bitkilerinde yaz ortasına kadar kullanabilir, Lale ve benzeri sadece baharlık soğanlı bitkilerde çiçek açtıkları zaman bir defa verirseniz iyi olur. 
  • Zambaklara, ilkbahar ortasında bir defa, çiçek açtıkları zaman bir veya iki defa uygun aralıklarla tekrar edebilirsiniz.

NOT: Eğer toprak çok fazla kurumuşsa bitkilerinizi akşamdan az sulayın, sabahleyin gübre şerbeti ile ayrıca sulayın.

Gübre şerbetinin Kullanım Miktarı:

  • Saksılar için bir su bardağı (200 cc) Gübre Şerbeti  1 litre suyla sulandırıp her bitkiye bir su bardağı gelecek şekilde haftada bir kullanılır.
  • Bahçelerde ve tarlada dikimden 15 gün sonra (domateste yandırmayla birlikte 17 gün) sulama esnasında haftada bir sulama suyuna katabilirsiniz. Ayrıca bir litre suya 200 cc  gübre şerbeti sulandırıp, her bitkinin köküne bir su bardağı ve her hasattan sonra sulama suyu ile birlikte kullanılır..



10 Temmuz 2015 Cuma

DOĞAL KAVUN- KARPUZ ÜRETİMİNDE BUDAMA

kavun budama
Kavun budanınca, daha az besinle, daha çok ürün verir.

Az besin, çok ürüne çözüm: Kavun budama

4 ilâ 6 yaprak meydana geldiğinde, ikinci yaprağın 1 cm üzerinden tırnakla gövdeyi koparın.  Bu işlem, sürgünlerin hızlı bir şekilde çıkması ve meyve sayısının artmasını sağlar. Koparılan gövde, iki ayrı yöne doğru, iki sürgün çıkartacak. Bu yeni sürgünlerin 3’üncü yaprağının 1 cm üzerinden de tırnağınızla tekrar koparın. Bundan sonra oluşacak sürgünlerde meyve oluşumları başlayacaktır. Meyve sayısı yeterli gördüğünüzde –ki bu kök başına 3 ila 6 meyvadır- meyvelardan sonra gelişen 2’inci yaprağın üzerinden koparın. Bu şekilde doğal - organik kavunlar daha hızlı olgunlaşır.

Hobicilerde hatalı bir inanış: Keçi gübresi iyidir


keci gubresi
Keçiler beslendiği ortam gereği doğal gübre oluşacağı düşüncesi yanlış... 

Hobiciler genelde, gübre tavsiyesi olarak Keçi gübresinin makbul olduğunu düşünerek, bu yönde tavsiyeler yapar. Durumun böyle olup olmadığını yazımdan sonra yorumlarsanız daha iyi bir netice almış olursunuz diye düşünüyorum.

Keçi gübresi zayıftır

Keçi gübresi; organik madde olarak ta zayıftır, kalsiyum ve azot olarak ta diğer gübrelere oranla zayıftır.  Magnezyum içeriği de binde 15 oranlarındadır. Mangan ve demir oranı koyun gübresiyle kıyaslanmayacak oranlarda gözükürken, sadece kıyaslamaya girmeyecek bir oranda çinko elementi yüksektir. (Koyun gübresi’nde çinko 37 ppm, keçi gübresinde 40 ppm’dir). Öte yandan meyva ağaçlarında, magnezyum azlığından dolayı, uzun süreli kullanımlarında, yıllara oranla meyva verimini düşürür. Keçi gübresinin içindeki makro ve mikro elementler, yarasa gübresiyle yarışacak bir seviyede bile değildir. Bu bilgiler ışığında,  sadece organik beslendiği varsayıldığı için keçi gübresi kullanıyoruz diyorsanız anlarım ama, yarar konusunda hiç bir gübreyle yarışamaz.
Keçi gübresini fermente ederken, organik gübre metaryellerinden katılırsa etkili olur.

Karışım gübresi oluşturmak daha mantıklı

Benim genel gübre tavsiyem, sığır gübresi ağırlıklı olmak üzere, karma bir gübre karışımı verilmesidir. Ama mutlaka fermente ederek... Fermente etmeyi kendiniz yapamıyorsanız, yapacak çok bir şey yok ama mutlaka karışım yapmak organik madde, mikroorganizma zenginliği, makro ve mikro elementlerin yükselmesi açısından daha iyidir.
Sığır gübresinin kendine göre artıları vardır. Çünkü biyolojisi, diğer ahır hayvanlarına göre farklıdır. Sığırın kendine göre artıları, gübresinin kullanımını değerli kılar.

Sığır gübresinde bakteri çoktur

İdeal kompostlama için ortamda bulunması gereken özellikler dikkate alındığında sığır gübrelerinin içerdiği yüksek karbon/azot (C/N) oranının mikroorganizma bioçevrimi ile humusa dönüştürülebilmesi için onlara çok ideal bir habitat sağladığı sonucu çıkabilir. Sığırlar sellülozu yüksek besinlerle beslendiklerinden, sindirim sistemlerinde sellülozu parçalayıcı özel mikroorganizmalara yataklık etmek zorundadırlar. Bu mikroorganizmalar sellülozu büyük oranda parçalarken lignin, hemisellüloz gibi daha stabil yapıdaki sellüloz formlarını dışkı olarak dışarıya atarlar ve bu esnada sindirim sistemlerinden bol miktarda sindirici mikroorganizma da gübreyle beraber ortama atılır. 1 gram sığır dışkısından 137 milyara yakın bakteri bulunmaktadır. Önemli bir rakam…
Tabi bu durum ‘besin maddesi’ konusuna gelince biraz değişiyor.

Gübrenin besin değeri, hayvanın yediği yeme göre değişir

Hayvanlara verilen yemin miktarı ve kalitesi, o hayvanlardan elde edilen gübrenin bileşimini etki etmektedir. Örneğin baklagil veya dane bitkileri gibi azot içeriği yüksek bitkilerle beslenen hayvanların gübresi azot bakımından zengindir. Yoğun yemlerle beslenen hayvanların gübresi azot ve fosfor bakımından zengin iken, kaba yemlerle beslenen hayvanların gübresi ise potasyum bakımından zengindir.
Sadece sığır gübresinin mikroorganizma zenginliği kayıslayamayacak kadar yüksektir. Bu nedenle, her parametre  göz önünde bulundurularak, karışım sağlamak en faydalı çözüm gibi duruyor.

Keçi gübresi doğal mıdır?

Keçi gübresi genelde ‘doğal olduğu’ doğal yemlerle beslendiği düşünülerek tavsiye ediliyor. Durumun böyle olup olmadığı tartışılır.  
Keçi gübresinin, tuz miktarı, düşük olarak değerlendirilir.Tuz miktarı konusu da, tuz indeksinin hesaplaması teknik bir konudur. Unutulmalalıdır ki; Kimyasal olarak tüm gübreler bir tuz yapısındadır!
Doğal gübre olarak sayılan keçilerin, dış alanda otladıkları varsayılarak, ‘doğal gübre' ürettikleri düşünülür. Ama süt keçilerinin beslenmesinde kritik sayılan başlıca 3 dönem vardır. Bunlar; teke katımı ya da çiftleştirme dönemi, gebeliğin son 1–1,5 ayı ve oğlaklamayla başlayan süt verme dönemi ilk 2 ayıdır.
Teke katımı döneminde süt keçilerine 1–1,5 kg kadar kuru ot ve 250–300 gr arpa verilir. Dışarıda otluyorsa kuru ota gerek duyulmaz. Genç tekelere ilave olarak günde 1 yumurta ve kuru üzüm yedirilmesi yaygın olan uygulamalardandır. Teke başına kuru ota ek olarak 300–500 gr tahıl ilavesi olumlu sonuçlar vermektedir.
Pratik bir yöntem olarak her bir litre süt için 400–500 gr karma süt yemi hesaplanabilir.
Şimdi bakalım doğal gübre üreten keçiler neler yedi: arpa acaba doğal mı? Üretiminde kimyasal gübre/ilaç kullanıldı mı? Yumurta; çiftlik yumurtasını insanlar yemiyor doğal değil diye bu keçilere doğal köy yumurtası yedirmiyorlar herhalde… Tahıl veriliyor hemde günde 500 gr… Tahılların üretimi doğal yollarla mı yapıldı? Her litre süt için 400-500 gr karma yem, cümlesi de üzerinde çok düşünülmesi gereken bir cümledir!


9 Temmuz 2015 Perşembe

Hakkımda


27 yıldır gazetecilik deneyimi olan, bu süreç içinde  Türkiye genelinde Tarım Gazetesi çıkartabilen, bir tarım televizyonun kurulmasında yardımları olan birisiyim. Türkiye’nin 3/2’sini köy köy dolaştım. Bir çok  üniversitenin tarım bölümlerindeki, kariyeri sahibi; Öğretim Görevlisi ve araştırma görevlileriyle tanışma, sohbet etme, gazetemde makalelerini yazdırma fırsatı bulabildim. Köydeki insanların nasıl tarım yaptıklarına dair izlenimlerim pekişti. Yaklaşık 12 yıl önce, ‘organik tarım’ yapmak isteyen arkadaşlarıma resmi olmayan danışmanlık yaptım. Doğal tarım konusunda bilgilerimi artırdım. 2000’li yılların başında Türkiye’ye o dönemlerde ilk defa giren ‘zeytin ağacı köküne gübre pompalayan’ aracın çizimlerini yapma şansını buldum. Yaklaşık 300 dönüm ve 35 serada doğal tarım yapan üreticilere resmi olmayan danışmanlık yapıyorum. Bu alanlarda tamamen ‘yerel tohumlar’ kullanılarak, doğal tarım metodları hayata geçiriliyor.

Geleneksel Tohumların gelecek nesillere taşınması için kurulan ‘Geleneksel Tohum Derneği’nin kurucu Başkanlığını yaptım.
400 metrekarelik bir bahçede sadece ‘organik ilaçlar ve gübreler’ konusunda iki yıllık bir çalışma yaptım.
Arıcılık Sertifikamın yanında, Bahçecilik, Seracılık ve Budama Kurslarını başarıyla bitirdim. Doğal tarım konusunda yüzlerce atölye çalışmasına katıldım.  
Yerel tohumla üretim yapılmasının, doğru tekniklerle birlikte ‘insan sağlığı’na olan etkilerinin pozitif değerlerde olduğuna inandığım ve bu konuda insanları teşvik edebilmek adına başlattığım ‘Sıfır İlaç Felsefesi’ni anlattığım 7 kitaplık serinin ‘Domates Kitabı’nı yayınlama şansı yakaladım. 

Mucize bitki: Isırganotu ve ısırganotu bitki özütü hazırlama


ev yapımı bitki özütü
Isırganotu'ndan elde edeceğiniz gübrede yüksek oranda 'azot' vardır.

Isırgan Otu Özütü hazırlama

Aslında Isırgan otu için, ‘mucize’ sıfatı zayıf kalıyor. Düşünün ki; bir bitki özsuyu içinde, Gübre, Canlandırıcı, Fungisit, İnsektisit, Arıların düşmanı Varroa öldürücü, yüksek azot içerdiği için toprağa azot takviyesi yapıcı başka bir bitki bilmiyorum. Aslında organik tarım yapmak isteyen amatör bahçeciler için bulunmaz bir nimet...
Isırgan otu özütünün 2 temel işlevi vardır. Azot bakımından zengin olduğundan, herşeyden önce bitkilerin gelişimini teşvik eden ve bazı hastalıklara karşı dirençlerini artıran etkili bir gübredir. Bununla beraber tarımda ortaya çıkan hemen hemen bütün zararlıları uzaklaştırıcı bir etkiye sahiptir.
1-Domates ekerken, taze ısırganları, parçalayarak toprağa karıştırın, üzerine domates fidinizi dikin... İnanılmaz bir etki gösterecek, fideniz ölmek bilmeyecek... Fide, hem zararlılara karşı etkin savunma sistemine sahip olacak, hem de azotla beraber çoşan fidede, en yüzde 30 oranında verim artışı olacak.
2- Isırgan otuyla hazırlayacağınız bitki özütü, hemen hemen bütün zaralılar için kullanabilirsiniz. Bitkinin savunma sistemini arttırdığı için de, hastalıklara karşı direnci yüksek olacaktır. Isırgan otu bitki özütü hem fungisit (Mantar öldürücü), hem de İnsektisittir (zararlı böcek öldürücü).

Isırgan otunda kimyasal madde olarak;

Acarisit (Akarlara karşı öldürücü) 4 adet
Antibakteriyel (Bakterilerin oluşmasını önleyeci) 48 adet
Antimikrobiyal (Mikropların oluşmasını önleyici) 1 adet
Bacterisit (Bakterilerin oluşmasını önleyici) 1 adet
Fungisit (Mantarları öldürmeye yarayan madde) 40 adet
Herbisit (Yabancı ot öldürücü) 9 adet
İnsektisit (Zararlı böcek öldürücü) 11 adet
Larvisit (Larva öldürücü) 4 adet
Mollusit (Yumuşakça öldürücü) 3 adet
Rodentisit (Fare, sıçan kemirici öldürücü) 2 adet
Termisit (karınca kovucu) 3 adet
Varovasit (Arı zararlısı Varroa öldürücü) 3 adet bulunur.

Isırganotu fermente Özütü hazırlanması

Tohuma kalkmamış büyük ısırgan otları toplayın. Topladığınız ısırgan otu yapraklarını kabaca kıyıp, plastik veya bulabilirseniz tahta kabın (kesinlikle metal olmasın) içine yerleştirin.
DOZAJ: Her bir kilo taze ısırgan otunu 10 litre suyla karıştırın (veya 100 gr kuru ısırgan otu).
Kabın üstünü kapatıp, iki günde bir karıştırın. Karıştırdıkça köpürcüklerin oluşması, fermantasyon sürecinin devam ettiğini gösterir. Bu süreç, oda sıcaklığına göre 1 ilâ 2 hafta arası sürer (havanın ısınmasıyla birlikte hızlanır).
Fermentasyon kabarcıkları yok olduktan sonra • genelde 8 ilâ 12 gün sonra • ilk etapta en büyük parçaları almak için bir süzgeçle süzün. İkinci kez, süzgecin içine bir külotlu çorap yerleştirin ! Gübre suyunu ışık ve hava geçirmez bir kapta bodrumda bir kaç hafta saklayabilirsiniz.
KULLANIMI:
* Bitki özütünü sulama kabıyla dökerseniz, kaba bir filtre yeterli olabilir. Ancak mevcut olan bitki atıklarından dolayı onu saklamak imkânsızdır.
* Bir püskürtücü kullanmayı düşünüyor ya da hazırlamış olduğunuz bitki özünü birkaç hafta saklamayı düşünüyorsanız, onu daha ince bir süzgeçten süzmeniz gerek.
 * Elde edilen madde çok yoğunsa veya fazla dökmekten korkuyorsanız, onu suyla seyreltin.
 * Yaprak bitine karşı da etkili olan bu bitki özü, %10 oranında seyreltilerek kullanılır (1 litre bitki özü için 10 litre su).
Önemli bilgi: Bitki özütleri yapımında tercihen yağmur suyu kullanılır. (eğer musluk suyu kullanmak zorundaysanız, onu üstü açık -metal olmayan- bir kaba döküp, arada bir karıştırarak üç gün bekletiniz).